9 Aralık 2010 Perşembe

Güven

ingiltere'de yargıçların maaşı yoktur. onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır.ingiliz devleti hakimlerine bu derece güvenir.
birgün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. tabii ortalık birbirine girmiş.banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyecekleri söyleyip hemen içişleri bakanlığı,adalet bakanlığı,başbakanlığa filan telefon etmişler. ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ödeyin!gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş. ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış.
aradan birkaç gün geçmiş. hakim çıkagelmiş. parayı bankaya geri vermek istiyormuş. banka yönetimi şaşırıp kalmış. hemen adalet bakanlığı'nı aramışlar.derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar. hakim "kraliçe nin hükümeti bize
gerçekten bu kadar güveniyor mu? onu sınadım" cevabını vermiş.raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş.adalet bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle
açıklamış:"kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.""güven" çok ince bir çizgidir. onu kalınlaştırarak kırılmasını engeleyen tek şey, "iki taraflı" olmasıdır.

Karalamalar

 insanın kendinden bahsetmesi garip, başka insanları ilgilendirmez, kim okur ki bunu diyosun ama bir bakıyorsun senin de en çok sevdiğin şey seni zerre enterese etmeyen insanların hayatlarından kesitleri okumak.

insanlara kendini anlatamamak kötü birşey.. kimisi herşeyi götüntüye göre yorumluyor.
oysa herşeyin arkasında o kadar detay varki hangi birisini anlatacaksın.
bir de şu varki hayatını tamamen başkalarına göre düzenlemek çok yanlış...

Babam birine kızdığında inşallah patron olursun derdi. babamı çok iyi anlıyorum şimdi, sanırım onu çok kızdırmışım.

ilk okulda bir öğretmen doktor gibi beyaz bir önlük giyerdi. sınıfa her girdiğinde sınıfta iğne olucaz sözleri yükselirdi ve ağlardım. şimdi mi? iğneden korkmak bir yana kendi iğnemi kendim yapıyorum.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Söyleyeceğim lafları elime yüzüme bulaştırmaktansa, buraya karalamak daha mantıklı sanki. sanırım herkes de öyle yapıyor buralarda, Başlayalım o zaman ama kısa kısa cümlelerle yazacagım ilk başta, sonrası nasılsa gelir.

       şiir yazabilen insanları takdir ediyorum. gerçekten

      Yakında hayatımda bir seyler degisecek gibi bir hissiyatım var ama dur bakalım.
   
     Beşiktaş'ın yine şampiyon olup olmayacağı belli değil ama bu sezon sonunda da şampiyonlar ligine gideceğinin sinyallerini şimdiden  belli etti.

   Blog yazarken anladın ki insan iki arada bir derede kalabiliyormuş. Aklıma gelen tespit teori vs buraya mı yazsam yoksa twitter aracılıgıyla mı yazıya döksem.?

   Ayrılık bütün aşkların ortak kaderi midir yoksa varlığın hatırlanışı mı?

   Sabahladığımda iyi geceler mi iyi sabahlar mı deme tereddutu yaşıyorum yatarken.

5 Aralık 2010 Pazar

Geldim

Buraya kendi satırlarımla kendi düşüncelerimle ben de birşeyler karalamak istedim. gerçi sırf buraya karalamak için değil de sanki biraz doldum, daldım bi takım düşüncelere takıldım, hadi gel bunları kaleme dökelim dedim içimden kendi kendime. sonuç olarak burdayım işte..
  Nerden başlasam bilemedim şimdi neyse son zamanlarda daha sık düşünmeye başladım ne zor oldu güvenmek, güven vermekte hatta.. herşeyini paylaştığın insanla bir bakıyorsun yüz göz olmuşsun nasıl yani bu kişi her şeyimi paylaştığım güvendiğim insan mı diyorsun. paylaştığın hatalarını yüzüne şamar gibi ilk o insanlar çarpıyor. hatta bu duruma öyle alıştık ki artık diğer yüzümüzüde kendimiz uzatır olduk.. neyse ya ben bunlardan bahsetmicektim ki! yazmışım silmiyeyim ozaman kalsın.